Kişisel Gelişim Nedir?

Beden Dilini İnceleme ve Anlama

Beden Dili

Beden dili aslında çok geniş bir konudur. Lakin; öğrenildiği zaman sanki insanların zihinlerini okuyormuşcasına hissedebileceğiniz bir şeydir. Beynimiz aslında saldırıya çok açık bir organdır. Beden dilini iyi bilen bir insan bizim beynimizde ki bu açığı kullanarak istediği herhangi bir şeyi öğrenebilir. Şuan da, sizin bu savunmasızlığınızı giderebilmeniz için bu konuya giriş yapıyorum.

Beden Dilinde Gözlem Yapmak:

Gözlem, konuşmadan etkileşime girmenin şifreli kapısını açabilmek için gerekli olan ilk şeydir. Gözlerimizi kapatıp birisini görmeye çalışmanın ne kadar saçma olduğunu düşünün. Kişiyi göremeyiz ve yaptığı hareketleri kaçırırız. Ancak söz konusu olan sözsüz iletişimin sessiz dilini görmek olduğunda, birçok insanın bu konuda gözlerinin kapalı olduğunu söyleyebiliriz -çevrelerinde ki iletişimin sessiz dilinin işaretlerine karşı duyarsız durumdadırlar. Bunu bir düşünün. Konuşan birisinin sözcüklerini anlamak açısından dikkatli dinleme ne kadar önemli ise beden dilini kavramak açısından da gözlem o kadar önemlidir.

Gözlem Yaparken Düşülen Hatalar:

Sözsüz iletişimi kullanmak, insanları dikkatlice gözlemlemenizi ve sözsüz iletişim ile ilgili davranışları doğru bir şekilde analiz etmenizi gerektirir. Diğer taraftan, insanları gözlemlerken olmasını istemeyeceğiniz tek şey var ise, o da ne yaptığınızın anlaşılmasıdır. Birçok insan sözsüz iletişimle ilgilenmeye başladıkları ilk zamanlarda, insanlara sabit bir şekilde bakma hatasını yaparlar. Bu türden zorlama gözlem yapmanız yanlıştır. Amacınız, insanlar fark etmeden onları çözümlemek için haklarında gözlem yapmak olmalıdır. Başka bir deyişle, belli etmeden…

Gözlem yetilerinizi kusursuza ulaştırmak için çalıştığınız müddetçe, çabalarınızın en sonunda başarılı hem de üstü kapalı olduğu bir noktaya ulaşacaksınız.

Duygusal Davranışlarımız Genetiktir:

“Duygusal davranışlarımız nasıl genetik olabilir?” sorunuzu duyar gibiyim. Bunu size kanıtlamak istiyorum. Bir an için durun ve dudağınızı ısırın. Şimdi onu yapmayı bırakın ve alnınızı ovun. Onu da yapmayı bırakarak ensenizi sıvazlayın. Bunlar belki hepimizin gün içinde yaptığı hareketler. Bu hareketler aslında endişe, stresi simgeliyor. Hiç kimseye bu hareketler ufakken “Bak çocuğum, endişelendiğin zaman ya da streslendiğin zaman bu hareketleri yapacaksın” diye öğretmedi. Bu hareketler ise benim tezimi kanıtlar nitelikte.

Stres Altındayken Donmak/Hareketsiz Kalmak:

Asırlar, milenyumlar önce insanlık henüz teknolojiyle karşılaşmamışken belirli ihtiyaçları vardı. Bu ihtiyaçlardan birisi olan yemek ihtiyacını karşılamak için sürekli ava çıkarlardı. O zamanlarda insanlar tüfek olmadığı için mızraklarla, kılıçlarla avlanırlardı. Avladıkları hayvanlar genellikle bir insanın kolaylıkla alt edebileceği türler olduğu için hemen alt edilir ve ziyafet için kabilelerine götürülürdü. Bazen ise o insanların karşısına normal bir insanın alt edemeyeceği güçte hayvanlar çıkardı. O an da ise avcı hayvanı görünce yoğun stresten dolayı beyinleri “kaç, öldür, hayatta kal” komutunu vermesine rağmen vücutlarına herhangi bir komutu gönderemez ve oldukları yerde kalırlardı. Göz bebeklerini dahi hareket ettirecek güç bulamazlardı kendilerinde. Donma tepkisi, bir diğer adıyla hareketsiz kalma durumu; yoğun stres altında yaşanan bir durumdur. Günümüzde, çoğu insan bunu yalan söylerken, bilinmesini istemediği bir durumun öğrenilme ihtimali olduğunu fark ettiğinde yaşar. O yüzden, bir insan bir hareketinizden dolayı donma tepkisi gösteriyorsa, konunun derinliğini araştırın.

Omuz Düşmesi, Vücut Hareketlerini Kısıtlama:

Bir alışveriş merkezinde sürekli ürün açığı oluyormuş. Bunun sorumlusu olarak kasiyerleri göstermişler. Kasiyerlere gözlerini açık tutmaları için sürekli telkinler vermişler fakat bu telkinler hırsızlığın önüne geçememiş. En sonunda bir güvenlik görevlisi almışlar ve dükkana giren insanların hangilerinin hırsızlık yapacağını anlamalarına sebep olmuş. Şimdi, bu güvenlik görevlisinin yönteminden bahsedeceğim.

İnsanların çoğu bir dükkana girdikleri zaman kolları rahat ve hareket eden, duruşları ise dimdik pozisyonda dolaşırlar. Dükkan hırsızları ise ortamda gizlenmeye çalışırlar, ortama hakim olabilmek için. Hırsızların ortamda gizlenmeye çalışmalarının bir başka yolu  ise, kafalarını gizlemektir. Bir nevi kaplumbağa gibi kafalarını güvenli düşündükleri yere, omuzlarının arasına saklar -bu kaplumbağa duruşu denilen duruşta, omuzlar yükselirken kafa omuzların içinde kalır-. Yenilmiş olan bir futbol takımını sahadan çıkarken izlerseniz eğer, bu konu hakkında söylemek istediğimi daha net anlayacaksınız. Üzücü bir şekilde şiddete uğrayan çocuklarda da bu duruş gerçekleşir. Çocuğa şiddet uygulayan kişi ortama dahil olduğu zaman çocuk birden kollarını içeri saklar, kaplumbağa denilen bu duruşu gerçekleştirir.

Ortamdan Uzaklaşma/Kaçma Tepkisi: 

Kaçma tepkisi, genellikle yoğun stres altında kalınan, hayati tehlikenin bulunduğu, söylediğin yalanının yakalanması gibi durumlarda gerçekleşir. Kaçma tepkisi gerçekleşirken, beynimizin duyguları yöneten kısmı olan limbik sistem, beyine “kaç” komutunu verir. Devamında ise, bulunduğun ortamdan uzaklaşma eyleminin içine girersiniz.

Daha önce hiç fikirleri uyuşmayan insanları izlediniz mi? Birden koltuklarındayken – ya da ayaktayken- kendilerini fikir ayrılığının boyutuna göre yavaşça ya da hızlıca geri çekerler. Omuzlar ve kafa mümkün olduğunca fikir ayrılığına düşülen kişiden uzaklaşır ve beynin en güvenli konum olarak belirlediği yere ulaşana kadar – ya da toplum ahlakının müsaade ettiği kadar- geri çekilme işlemi devam eder.

Hayatta Kalmak İçin Savaşmak:

Daha önce hiç önüne kırıldığı için normalden çok sinirlenen bir motosikletli gördünüz mü? Kesinlikle, o insanın abarttığını, şov yaptığını düşünmüşsünüzdür. Haklı olsa dahi, o konuda hak vermekten kaçınırsınız. İnsanoğlu zaman geçtikçe beyinsel evrimleşmeye girmiştir. Bu beyinsel evrimleşme sırasında insan, korkuyu öfkeye çevirme stratejisini geliştirmiştir. Yani, o motosikletlinin o kadar sinirlenmesinin sebebi şov yapmak değildir. Hayatından olacağı için korkmuştur ve atalarının ona verdiği korkuyu öfkeye çevirme stratejisini -bilinçsizce- kullanmıştır.

Modern çağlarda bu stratejinin kullanımı tartışmadır. Modern hayatta öfke patlaması yaşayıp birilerine zarar vermek yasal olmadığından dolayı hararetli bir tartışmaya girilir. Her ne kadar tartışma sözcüğü, fikir alış-verişi, fikir paylaşımı anlamında kullanılıyor olsa da, gittikçe şiddeti artan sözlü kavgalar için de kullanılır. Ortamın alevinin gittikçe harlandığı durumlarda tartışmalar, modern yollarla savaşmaktan başka bir şey değildir.

Rahatlatıcı/Yatıştırıcı Davranışlar:

Daha önce aşırı baskı altında bırakılmış birisini gözlemlediniz mi? O insan susar ve elleriyle piyanoya basar gibi ritim çalmaya başlar ya da dizini çok hızlı bir şekilde titretir. Duyguları kontrol eden beynimizin bir görevi de tür olarak devamlılığımızı sağlamaktır. Duygusal beynimiz bu görevi gerçekleştirebilmesi için tehlike ya da rahatsızlık belirten durumları tolere edebilmesi için yatıştırıcı davranışlara başvurur ve devamında çeşitli rahatlama yöntemleri ortaya çıkar. Bazıları sakız çiğner, bazıları dizini titretir, bazıları gövdeleriyle bir ileri, bir geri sallanarak sakinleşmeye çalışır. Bunlar aslında çok işe yarar şeylerdir fakat baskı altında kalan birisinin bu davranışları yapması üzerine daha çok gidilmesine sebep olabilir. Rahatlamış bir şekilde koltukta oturduğumuzu hayal edelim. Kendimiz en güvenli hissettiğimiz ortamdayız -bazıları için evleri, bazıları için tasarımında mutlu olduğu zamanları hatırlatan ögelerin bulunduğu bir kafe olabilir-. Her şey yerli yerinde, keyfiniz tam. Duygusal sisteminiz bu rahat hissettiğiniz durumu ifade etmek için beyninize komut verir ve siz de kollarınızı sonuna kadar açar, koltuğun baş koyma kısımlarına yaslarsınız. Eğer baskı altında hissediyorsanız ve sözlü olarak taciz altındaysanız, kollarınızı birden bu şekilde açarsanız, üstünlüğün kimde olduğunu gösterir ve karşınızda ki kişinin beynine “Ben senden üstünüm. Dediklerin zerre umurumda değil. İstediğin kadar konuş, seni dinlemiyorum.” mesajını vermiş olursunuz. Emin olun, bu duruş sözlü taciz altına alındığınız durumlarda çok işe yarar.

Rahatlatıcı/Yatıştırıcı Davranış Hareketleri:

İnsanların çoğu bu davranışların önemini anlama konusunda başarısızdır. Beden dilini çözümlemede yatıştırıcı davranışların önemini kavramak çok mühimdir. Çünkü yatıştırıcı davranışlar, o an karşınızda ki insanın duygularını, düşüncelerini bilmenin(anlamanın) ve en saf, gerçek bilgiyi almanız için öğrenmeniz gereken bir şeydir. Karşınızda ki kişinin duygu ve düşüncelerini anlamak için bu davranışları çözümleyebilmeniz gerekmektedir. Kesin bir örnek vermek gerekirse, karşımda ki kişiye yönelttiğim soruya kişi olumsuz yanıt veriyorken boynuna, ağzına ya da kulağına dokunuyorsa, o yapılan hareketlerin yatıştırıcı davranış olduğunu anlarım. Yalan söyleyip söylemediğini bilemesem de, sorduğum sorunun onu endişelendirdiği veya bir şeyler sakladığına net bir şekilde ulaşmış olurum. Bu durum bana karşımda ki kişiye yönelttiğim soruda ki onu endişelen noktayı aramam gerektiğini gösterir.

Yatıştırıc davranışlar bir çok farklı şekilde görülebilir. Beynimiz stres altında kaldığında atalarımızdan gelen özellikler sayesinde sanki canını korumak istercesine fakat nazikçe boyuna dokunuşlar yapılmasına sebep olabilir. Beynimiz açısından bakarsakta, beyin yapılan bu yatıştırıcı davranış hareketlerine olumlu yanıt verir ve rahatlamanızı sağlar. Bazen içimize hava çekerek ve bunu yavaşça vererek kendimizi rahatlatmaya çalışırız. Baskı altında ki kişi eğer sigara kullanan birisi ise stres altında kaldığında sigaraya daha çok yönelebilir. Sakız çiğneyen birisi sakızını daha hızlı çiğnemeye başlayacaktır. Bütün bu yapılanlar beyini rahatlatmak için yapılan davranışlardır. Bu davranışların beynimizi rahatlatmasının sebebi sakinleştirici endorfin salgılatmasıdır, bu sayede beyin sakinleşir.

Cevaplanması zor bir soru, utanç verici bir durum veya duyulan, görülen veya düşünülen bir şeyin sonucunda oluşan strese karşılık olarak bireyin yüzüne, kafasına, boynuna, omzuna, koluna , eline ya da bacağına dokunması rahatlatıcı bir davranıştır. Bu davranışlar problemlerimizi çözmemizde yardımcı olmayabilir fakat sakinleşmek için işe yarar şeylerdir. Erkekler yatıştırıcı davranış olarak genellikle yüzlerine dokunmayı tercih ederler. Kadınlar ise, boyunlarına, takılarına, kollarına ya da saçlarına dokunmayı tercih ederler. Söz konusu yatıştırıcı davranışlar olduğunda insanların kendi tercihleri vardır. Bazıları çenelerini ovarken, bazıları bıyıklarına dokunur. Bazıları sakız çiğnerken, bazıları aşırı yemek yeme eğiliminde bulunur.

Çoğu erkek bir ortama girdiğinde jilet gibiyse, yakasını, kol manşetlerini düzeltir. Bunu yapmalarının sebebi aslında havalı gözüktüklerini sanmalarıdır. Fakat aslında bu yaptıkları davranışlar yatıştırıcı davranışların içinde yer alıyor. Bu davranışlar erkeklerin güvensiz ya da rahatsız hissettiği durumlarlarla baş etme yollarından birisidir. Eğer, bir yere girdiğinizde ya da önemli birisinin karşısına çıktığınızda gereksiz yere kravatınızı düzeltirseniz, karşınızda ki kişinin kendinize güvenmediğini bir şekilde hissedecek ve güven konularında biraz temkinli yaklaşacaktır. Kravatınız olmadığı durumlarda ise, bu davranışa alıştıysanız, stres altında kaldığınızda, gergin olduğunuzda yine eliniz boynunuza gidecek ve bu sefer masaj yapar gibi boynunuzu ovacaksınız ya da elinizle kadınlara nazaran daha belirgin bir şekilde boynunuzu örteceksiniz.

Beden Dilinde Yüz Tepkileri:

Bir gün okuldaydım. O gün, ailem elektrik faturasını ödemem için bana 150 lira para vermişti. Ben de parayı dosyama koyup okula gittim. Sınıfa girdim, dosyamı camın kenarına koydum. Bir süre sonra uzaklaştım ve sırama geçtim. Birkaç ders geçti, içime bir kuşku düştü. “Gidip parayı kontrol edeyim” dedim. Dosyayı açtığımda parayı göremedim. Dosyanın her yerine bakmıştım ona rağmen parayı bulamamıştım. Cam tarafına doğru oturan bir çocuğa doğru dönüp “Bu dosyaya kim yaklaştı gördün mü?” dedim. O ise garip bir şekilde dudaklarını büzüp, “Bilmem”dedi. Dudak büzmesinden kuşkulanıp şikayet ettim. Psikolojiden anlayan bir hoca gelip sınıfın kendisine bakmasını istedi. Sınıfta ki herkes kendine doğru baktığı zaman 4 yakın arkadaşı seçti ve onlar hariç herkesin çıkmasını istedi. Hoca bu çocukların yüzüne bakarken “Parayı hanginiz aldı?” diye bir soru yöneltti. Cevap çıkmadı. “Parayı hanginiz aldı? Eğer cevap vermezseniz velinizi arayacağım” dedi. Dudak büzenin dahil olduğu grupta ki çocuklardan birisi ayağa kalktı, cam kenarından dosyasını alıp içinden 150 lira parayı çıkardı. Sonuç olarak para bulunmuş oldu. Hem de buna sebep olan şey tek bir dudak büzme hareketiydi.

Yüz, kontrol edilmesi imkansız olmayan fakat yoğun stres altında kontrolü çok zor olan bir bölgedir. Stres altında olmayan bir insanın yüzü kaşlar düz, alın düz, dudaklar düz iken, stres altında ki bir insanda kaşlar çatık, alın kırışmış, dudaklar birbirine yapışmış olabilir. Bu yüzden, bir şey çalarsanız; dudak büzmemeye dikkat edin :).

İlkokulda olduğunuzu hayal edin. İlkokul çağlarında ki bir çocuğun en çok korktuğu şeylerden birisi öğretmenin sorduğu soruya doğru yanıt verememek olur. Eğer öğretmen, öğrencinin bilmediği bir soru sorarsa oğrencinin elini ensesine atıp orayı sıvazladığını görebilirsiniz. Ense sıvazlamak aslında rahatsızlık, kendine güvenmeme ve kuşku duyma durumlarında ortaya çıkar. Bazen bir toplantıya gireriz ve karşımıza sevmediğimiz, tartıştığımız birisi olur. İçimizden “Hadi ya, kesin laf atacak.” diye düşünürüz. Bu düşüncenin devamında toplantı başlar ve tam da düşündüğünüz gibi olur. Sevmediğiniz kişi size laf atmıştır, hem de birlikte çalıştığınız insanların içinde. Karşı cevap verirsiniz, o da cevap verir. Bu döngü böyle devam eder ve eğer siz o tartışmayı kaybettiğinizi anlarsanız, eliniz yavaşça yanağınıza dokunur. Bu dokunma genellikle gergin, öfkeli ve endişe duyduğunuz durumların habercisidir. Eğer bu duruşu yapmaya devam ederseniz, karşınızda ki kişinin bir nevi zafer bayrağı kaldırır gibi havalara girdiğini göreceksiniz. Aynı şekilde yanaklarımızı şişirip içimizde ki nefesi tazyikli bir şekilde dışarı püskürttüğümüz durumlar da, bir nevi stresin temsilcisidir.  Yüze dokunulması ya da yüzün okşanması stresi belirten sıklıkla yapılan davranışlardır. Daha önce bahsettiğim gibi, alnın ovulması; dudaklara dokunulması, ovuşturulması ya da yalanması; kulak memesinin çekilmesi ya da masaj yapılması; yüzün ya da sakalın okşanması veya saçlarla oynamak gibi davranışların tamamı stres ile ilişkilidir.

İşitsel ya da Dokunsal Rahatlama Davranışları:

Islık çalma çoğu insanın keyifli olduğu zaman yaptığı bir davranıştır. Fakat bazı durumlarda insanlarda stres altındayken sakinleşmek için ıslık çalma eğilimi görülür.  Mesela, tek başımıza karanlık, soğuk, korkutucu bir yolda yürüdüğümüzü düşünelim. Böyle bir yoldan illa ki geçmişsinizdir. Peki, daha önce hiç o tarz yollarda yürürken ıslık çaldığınız oldu mu? Cevabınız bilmiyorum ise, beyniniz sizden önce harekete geçmiş ve duruma en uygun yatıştırıcı davranışı seçmiştir, yani ıslık çalmayı. Bazı insanlar sinirli oldukları zaman kendi kendine konuşma eğilimi gösterirler. Bazıları ise, üzgün ya da sinirli oldukları durumlarda hiç durmadan konuşurlar. Bazıları endişeli veya gergin oldukları zaman masaya vurur ya da parmaklarıyla ritim tutar. Bunların hepsi işitsel ya da dokunsal rahatlama davranışlarına örnektir.

Bacak Silmek:

Bacakları silmek, genellikle fark edilmeyen bir harekettir. Çünkü, bacaklar masanın altında olduğu için gözlemlememiz çok zordur. Yatıştırıcı davranış olarak kullanılan bu harekette kişi avuçlarını bacaklarının üstüne koyar ve ellerini dizlerine doğru iter. Şehit Annelerini görmüşseniz eğer, bu davranış aralarında çok yaygındır. Bazı insanlar bu davranışı bir kere yapsalar da, genellikle peşpeşe birkaç kere yapılır. Bu hareket bazen, gerginlikten dolayı avuçlarının içi terlemiş olan insanlar tarafından da yapılabilir -Ellerinde ki ter bezleri normalden fazla çalışıyorsa da yapabilir-. Bu hareket kişinin kendini baskı altında hissettiğinin net bir göstergesi olduğu için, sözsüz iletişimde bu hareketin gözlemlenmesi çok önemlidir. Bacak silme davranışını nasıl gözlemleyebilirim diyorsanız; karşınızda ki kişi, eğer iki elini birden masanın altında indirdiyse, kişinin gergin olduğunu düşünebilirsiniz.

Çiçek Olma Davranışı:

Anaokulunda ya da kreşte, kreşin annesi olan kadın öğrenciler çok ses yaptığında susmaları için “Hadi çiçek ol.” derler. Bunu bir oyun haline getirirler ve minik çocuklara bu davranışın suskunlukla alakalı olduğu bilgisini empoze ederler. Bu davranış insanların bir kısmının stresli olduğu durumlarda, rahatsızlık hissettiği durumlarda sanki çok üşümüş gibi kollarını kavuşturmasıdır. Herhangi birisini eğer bu yatıştırıcı davranışı yaparken izlerseniz, gözünüzün önünde bir annenin küçük çocuğuna sarılıyormuş gibi durduğunu görebilirsiniz -unutmayın, bu hareket yapılırken kişinin kolları ve omuzları gergin durumda değilse, duruşu rahatlığı sebebiyle yapmışta olabilir-. Bu yatıştırıcı davranış, kendimizi güvendeymiş gibi hissetmek istediğimizde, yatışmak için yaptığımız güvenli ve sakinleştirici bir harekettir. Öte yandan, bazı tacizciler de bu duruşu sergiler. Fakat onların ki biraz değişiktir. Onlar kollarını birbirine bağlayarak öne doğru eğilirler ve taciz etmek istedikleri kişiye küstahça bakarlar. Bu duruşu yapan birisini görürseniz, mümkün olan en yakın emniyet birimlerinin yanında bulunun.

Vücudumuzun En Dürüst Uzuvları, Ayak ve Bacaklar:

Blöf yapmak veya gerçek düşünce ve hislerimizi gizlemek için en çok kullandığımız kısmımız yüzümüzdür. Fakat buna rağmen, beden dili çözümlemede yeni olan insanların çoğu beden dili analizine yüzden başlayarak en son ayaklara iner. Benim tavsiyem; tam tersi, ayaklardan başlayıp yüze doğru çözümlemeye çalışmanız olacaktır. Eğer dürüstlükten bahsedecek olursak; Ayaklardan yukarı çıktıkça, güvenilirlik azalacaktır. Ayakları kapıyı gösteren ve sandalyenin ucunda oturan bir insan, “Beni buradan ancak polis kaldırabilir.” gibi şeyler söyleyebilir. Dediğim gibi, yukarı çıktıkça güvenilirlik azalıyor.

Ayak ve Bacak Hareketleri:

Birisinin ayakları neşeli bir şekilde sallanıyorsa, zıplayıp duruyorsa ve kıpır kıpır hareket ettiriliyorsa, kişi neşelidir. İnsanlar birden bire ayaklarını kıpır kıpır bir hale soktuysa ve özellikle de bu hareket önemli bir şey görmelerinin ya da duymalarından sonra gerçekleşiyorsa, bunun anlamı gördükleri ya da duydukları bir şey tarafından olumlu etkilenmiş olmasıdır -ailesi motosikleti sevmeyen bir çocuk, motosiklet gördüğü zaman ayaklarını veya bacaklarını kıpır kıpır sallıyorsa, zıplatıyorsa ailesine söyleyemediği bir motosiklet aşkı vardır o çocuğun-. Bu hareket, neşenin ve yüksek güvenin bir işaretidir aslında. Kişinin arzu ettiği bilgiyi, ürünü aldığını ya da bir konuda avantaj sahibi olduğu durumları ifade eder. Uzun süre birbirini görmemiş iki aşığın birbirlerine kavuştukları zaman yaptıkları bacak hareketleri bu konuya bir örnektir.

Ben lise çağlarımda iken kaynaştırma öğrencisi ile birlikte okuyordum. Çocuk sürekli bacak bacak üstüne atardı. Bazen öğretmen benim yanıma gelir ve onun hakkında sessizce konuşmaya başlardı. Öğretmenle konuşurken bir gözümle sürekli çocuğu gözlemlerdim. -Bir kaynaştırma öğrencisinden beklenmeyecek derecede zeki bir çocuktu- Çocuk, çevremde ki insanların bakışlarından ortamda ne olup bittiğini anlardı. Kendisi hakkında konuştuğumuzu fark ettiği ya da düşündüğü bir durumda bacağının üstüne attığı ayakları sanki tekme atar gibi hareket ederdi. Çok hızlı bir şekilde bacaklarını sallayarak yatıştırıcı davranışlardan birisini yapardı. Bu davranış insanlar tarafından rahatsızlığı yatıştırmak için yapılan bir durumdur. Eğer, insan yatıştırıcı davranışı yapıyorsa, kişinin olumsuz bir şey gördüğü ya da duyduğunu ve bundan pek hoşnut olmadığını gösteren açık bir işaret olarak alabiliriz bu durumu.

Gövdenin Dili:

Atalarımız tarafından miras kalmış davranışlar vardır. Atalarımız, mızraklarla ava çıkarken kendi kafalarında en güvensiz bölgelerini gövdeleri olarak belirlemişlerdir. Eğer, gövdeleri herhangi bir şekilde yara alırsa, illa ki kötü bir durum olacak ve hayatlarını kaybedecekleri için gövdelerine hiçbir zarar gelmemeleri için çok uğraş vermişlerdir. Atalarımızın gövdeyi korumak için yaptığı hareketler, modern dünyamıza da taşınmıştır. Herhangi bir kavga da ya da sözlü tartışmalarda gövdenin önemi büyüktür. Bu başlık altında gövdenin öneminden bahsedeceğiz.

Gövdenin Uzaklaşması:

Beynimiz, en güvensiz bölgemizi o an için korumaya odaklıdır. Eğer beynimiz, herhangi bir tehlike sezerse, bizi tehlikenin kaynağından uzaklaştırmaya çalışır. Modern dünyada, uzaklaştırma olayı gözlemlediğim üzere, kavgadan kaçan birisini zorla kavgaya sokmak ya da sözlü olarak tacize uğramış insanlarda oluyor. Bu tepkiyi, size eğer bir cisim fırlatıldı ise, bedeninizin refleks olarak verdiği tepkilerde dahi görebilirsiniz. Eğer, gözlemlediğiniz kişi birisiyle konuşurken birden kendini geri çektiyse bunu karşıda ki kişiden -ya da söylediği şeyden- rahatsızlık duyuyor olarak düşünebilirsiniz.

Gövdenin Yakınlaşması:

Beynimiz, eğer sevdiğiniz ya da hoşlandığınız bir şeyi gördü ya da duydu ise sizi ona yakınlaştırma eyleminde bulundurur. Eğer ki, karşılıklı oturduğunuz bir hanımefendi/beyefendi size doğru eğilme eğilimi gösteriyorsa, sohbetinizden ya da sizden hoşlandığınıza dair kanıt olabilir.

Gövdenin Öne Doğru Eğilmesi:

Size çok saygı duyan bir insanı hiç gözlemdiniz mi? O kişi sizi gördüğü zaman -ayakta iken- öne doğru eğilme eğilimi gösterir. Bu saygıya dair bir işarettir. Günümüzde çoğu insanın yaptığı ve gövdenin öne eğilmesiyle kombin olan düğme iliklemeye yeltenme hareketi de bununla aynı anlamları taşır. Eğer, sizden yüksek kademede birisinin karşısına çıktığınız zaman gövdenizi birazcık öne eğerseniz, kişinin bilinçaltına yaptığınız hareketin sinyalleri gönderilecek ve bir daha ki karşısına çıkışınızda size daha hoş davranacaktır. Bu hareketin getirisi çok büyüktür.

Göğüs Şişirmek: 

Bazen kavgalara denk geliyorum. Kavga olayı gerçekleşmeden önce sözlü tartışma olan kısımda, genelde göğüs şişirirler. Tabii, bu bilinçsizce olan bir hareket fakat yapıldığı zaman bir horoza benzediklerini söyleyebilirim. Kavga başladıktan biraz sonra bu hareketi gözlemlerseniz eğer, olayın kontrolden çıktığını anlayabilirsiniz. Öfkenin, açık bir belirtisidir.

Omuz Silkme:

Tam ya da hafif bir omuz silkme duruma göre çok şey ifade edebliyor. Patron çalışanlarından birine, müşterisinin memnun olmama sebebini sorduğu zaman çalışan “Bilmiyorum.” der ve hafif bir şekilde omuz silkerse eğer, bunu konuyla pek ilgilenmediği, umursamadığı olarak yorumlayabilirsiniz. Eğer kişi, arkasında durduğu bir şey varsa, -Gerçekten bilmiyorsa- omuzlarını keskin ve eşit bir şekilde yukarı kaldırmalıdır. Bu gerçekten de bilmediğini ifade eder.

 

Yazar Hakkında

CanS

Yorum Yap